RYAN TERRY İLK OLYMPIA BAŞARISINI ANLATIYOR

İNGİLİZ IFBB PRO’SU 2015 OLYMPIA’DA KAZANDIĞI İLK BAŞARISINI ANLATIYOR.

12 yıl önce antrenmanlara başladığımdan beri hep vücut geliştirme ve Mr. Olympia’yı takip ettim. Mr. Olympia, Dünya üzerindeki en büyük ve en saygın şov.

Yarışmacılar beni etkilese de erkekler fizik kategorisi ile tanışıncaya kadar hiç onlar gibi olmayı düşünmedim. Fakat sonrasında ülkemi Las Vegas Olympia sahnesinde temsil etmek benim tek hedefim oldu.

Nisan 2013’te erkekler fizik kategorisi kariyerime başladığımda, IFBB PRO Card sahibi bir İngiliz ve henüz Olympia sahnesine çıkabilmiş bir Avrupalı sporcu yoktu. O senenin sonunda UK Nationals, British Championship ve Arnold Classic Europe yarışmalarını kazanıp PRO CARD almaya hak kazanmıştım. Sonra Olympia’ya giden ilk Avrupalı sporcu olmayı kafama koydum. 2015 kışı benim için oldukça verimli geçmişti ve Miami Pro’da aldığım 2.likten sonra Pittsburgh Pro ve Eastern Seaboard Pro’yu kazanıp Olympia’ya gitmeye hak kazandım.

Bir kaç haftalık şoku atlattıktan sonra içimdeki yarışmacı ortaya çıktı. Kendime yeni bir hedef koymuştum. Olympia’da ilk 5’e girmek istiyordum. Amerika’da böyle bir hedefi gerçekleştirmek bir Avrupalı için pek kolay değildi.

Hazırlık aşaması benim için en zorlu geçen süreçti çünkü kendime çok yüklenmiş, vücudumu sonuna kadar zorlamıştım. Bunun sonucunda bazı sakatlıklar ve rahatsızlıklar yaşamıştım. Tedavi sürecinin en önemli faktörlerden biri olan uyku düzenim bile bozulmuştu.

Sonunda yaşadıklarımı tekrar gözden geçirdim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu düşündüm. İçimde eğer bir yarışmacı varsa elinden gelenin en iyisini yapmalı, hayatının en verimli dönemini geçirmeliydi. Bu düşünceler beni hırslandırdı ve son 4 haftada harika bir hazırlık dönemi geçirdim.

10 saat uçak yolculuğunun bünyemde yaratacağı yorgunluğu tahmin ediyordum. Bu yüzden yarışmadan 4 gün önce ailem ve arkadaşlarımla Las Vegas’a uçup vücuduma biraz dinlenme süresi tanıdım. Havalimanında bavullarım kontrol edilirken ilan tabelalarında gördüğüm Olympia reklamları beni heyecanlandırmıştı.

Otel’e gider gitmez koçum Ken Roscoe ile çalışmak için salona gittik. Son derece yorgun ve uçuş sersemliğinin etkisindeydim fakat Sadik Hadzovic, Jeremy Buendia ve Big Ramy’i gördüğüm an bu motive olmama yetti. Hemen çalışmaya başladığımı hatırlıyorum.

Orleans Hotel’de yıllardır izlediğim sporcuların arasında olabilmek inanılmaz bir histi. Rüyadaymışım gibi hissediyordum. İsmimi kaydettirip Olympia ceketimi aldığım an yaşadığım gururu anlatmaya kelimeler yetmez. 24 saat boyunca onu hiç sırtımdan çıkarmadım ve bu arada 40 derecelik Nevada Çöl’ünde olduğumuzu da hatırlatmak isterim.

Yarışmadan iki gün önce, “Olympiyalılar Tanışıyor” adlı her sene düzenlenen etkinliğe katıldım. Avrupa’da arkamda harika bir destek vardı fakat Amerika’da ne ile karşılacağım hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Açıkçası kimsenin beni destekleyeceğini düşünmüyordum fakat tüm dünyadan gelen destekçileri gördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim. Bu harika bir duyguydu.

Olympia’dan önceki gün çalışmayı bırakıp karbonhidrat yüklemesi yaptım, su tüketimimi azalttım ve bronzlaşmaya başladım. Rakiplerinizle aynı odada bronzlaşmak sinirlerinizi geriyor çünkü ister istemez herkes birbirinin fiziğine dikkat ediyor. Bu yüzden bronzlaşma odasında tansiyon üst seviyedeydi. O gece gözüme uyku girmedi. Sabah 4’e kadar odamda ayna karşısında yarışmayı düşünüp poz verdim.

Erken saatlerde Ken benim kondisyonumu kontrol ederken kafamdan geçenleri anlatamam. Nisan 2013’ten beri tüm hazırlıklarım, kendime koyduğum tüm hedefler o güne bağlıydı. O gün ülkemi dünyanın en iyi 36 fiziğine karşı temsil edecektim.

Öyle heyecanlıydım ki Las Vegas Convention Center’a yolculuğu hatırlamıyorum bile. Sahne arkası inanılmazdı. Vücut çalışmak için bir salon ve kendime ait özel ışıklandırmalı ve aynalı bir masam vardı. Sporculardan başka kimse sahne arkasına alınmadığı için ilk defa koçum olmadan tek başıma bir yarışmadaydım.

Öteki yarışmacıların aksine ben içime kapanmıştım. Birden omzumda bir el hissettim. Flex Lewis tam arkamda duruyordu. Beni bir köşeye çekti ve burada olmayı hakettiğimi, başım dik bir şekilde sahneye çıkıp tüm gücümle ülkemi temsil etmem gerektiğini söyledi. Tam da baskıyı iliklerime kadar hissetmeye başladığım o anlarda ihtiyacım olan bu sözlerdi. Flex’e sonsuz saygılarımı yolluyorum. O da sahne arkasında 212’lere hazırlanıyordu ve bana zaman ayırmak zorunda değildi.

Sonunda bir yetkili bize 10 dakikamızın kaldığını söyledi. Artık ayna karşısında son hazırlıklarımızı yapıp dizilmenin vakti gelmişti. Herkes yarışma havasına girmişti ve heyecan doruktaydı. Beklediğim an gelmişti.

İsmim anons edildi ve sahneye adımımı atar atmaz gördüğüm desteği hayatım boyunca unutamayacağım.  Çıkan gürültü öyle etkileyiciydi ki neredeyse rutin yapmam gerekenleri unutuyordum. Belki daha soğukkanlı olabilirdim ancak seyircinin o karşılaması hiç aklımdan çıkmayacak.

O an daha fazla buna odaklanacak zamanım yoktu çünkü içinde bulunduğum yarışma sadece 2 saat sürüyordu. Her saniye benim için değerliydi. Hemen karşılaştırmalara geçtik ve ilk çağrılanlar arasında ben vardım. Sonuçlar açıklanırken, beşincinin adı okunduğunda kalbimin göğsümü delercesine atışlarını duyabiliyordum. Heyecandan terlemeye başlamıştım ve ellerimin titremesine engel olamıyordum.

Sonunda benim ismim okundu. Dördüncü olmuştum ve buna inanamıyordum. Hedefimi gerçekleştirmiş ilk 5’e girmiştim. Daha mutlu olamazdım. Resmi olarak Dünya dördüncüsü olmuştum ve bu da ilk Olympia tecrübemdi. Hayatımın en gururlu anlarından biriydi ve daha o an sahnede bir sonraki hedefimi belirlemiştim… 2016 Olympia Şampiyonluğu!

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Oturum Aç

Kayıt Ol

Şifremi sıfırla