Muscle & FitnessCelebrityÖzge Kırdar ile Başarının Psikolojisi #5 Alican Kaynar

Özge Kırdar ile Başarının Psikolojisi #5 Alican Kaynar

Bu ayki konuğumuz Alican Kaynar, 1988 doğumlu olimpik yelkenci. Alican ile ortak yanımız da ülkemizi Londra Olimpiyat oyunlarında temsil etmemiz. O da kendi branşının Türkiye’deki en iyilerinden. Dolayısıyla üzerindeki baskı da bu sebeple herkesten fazla. 25 yılı aşkın süredir Alican bu sporun içinde. Türkiye’de yelken sporunun gelişmesine olan katkısı yadsınamaz. Bence genç yelkencilerin ondan öğrenecek daha çok şeyi var. 2020+1 oyunlarında onu izlemek için sabırsızlanıyorum. Çünkü 2 Olimpiyat geçirmiş bir sporcu tüm duyguları kontrol edebilecek durumdadır.

İşte Alican’ın baskı ile nasıl mücadele ettiğine dair verdiği cevaplar… Dilerim siz de benim kadar beğenirsiniz.

Özge Kırdar Kinasts: Bize en çok stres ve baskı hissettiğin karşılaşmadan bahsedebilir misin?

Alican Kaynar: Uzun yıllardan beri yelken sporunun içindeyim. 6 yaşında, kulübüm Fenerbahçe’de başladığım yelkende, sırasıyla optimist ve lazer sınıflarında yarıştıktan sonra şu an mücadele ettiğim finn sınıfında yer almaya başladım. Yaklaşık 25 yılı aşkın süredir, hayatımın en büyük parçası yelken… Bu süreçte ulusal ya da uluslararası birçok müsabakada kulübümü ve ülkemi temsil ettim.

İlkler her zaman unutulmazdır ama bu ilklerin içinde bir de dünyanın en önemli spor organizasyonu içerisinde, ülkenin bayrağını temsil etmek varsa stres ve yaşadığın baskı çok daha yüksek olabiliyor. Bundan dolayı, ilk olimpiyatım olan 2012 Londra Olimpiyatları diyebilirim. Hem ilk olimpiyatın etkisi ile yaşanan tecrübesizlik, hem de ortamdan – çalışma koşullarına kadar çok farklı bir boyutta yer almam ve dünyanın en elit yelkencileri ile beraber olmak stres katsayımı yükseltti diyebilirim. O oyunlarda 18. oldum ama kazandığım tecrübe, aldığım dereceden çok daha fazlasıydı diyebilirim.

Özge Kırdar Kinasts: Peki neden aklına gelen ilk karşılaşma bu oldu?

Alican Kaynar: Her sporcunun hayali olimpiyata gitmektir. Orası ayrı bir nokta ve olimpik sporcu unvanı kazanmak ayrı bir apolet. Bunu sende tattığın için mutlaka biliyorsundur. Bir anlamda hayallerime ulaştığım bu ilk organizasyon aklımdan geçti. Daha sonra 2016 ve şimdi de 2020+1 Oyunları’nda da yer alacağım ama ilk katılım duygusu özellikle yaşanılanlar bakımından farklı oluyor.

Özge Kırdar Kinasts: Şimdi düşündüğünde sence bu seni nasıl etkiledi?

Alican Kaynar: Çok açıkça söyleyebilirim ki, orada yaşadığım stres ve baskı, beni pozitif yönde etkiledi. Şu şekilde; öncelikle uluslararası en büyük organizasyonda, yarıştığım sporcuların nasıl hazırlandığını çok net gördüm. Mental hazırlıktan, fiziksel hazırlığa, iletişim çalışmalarından, süreçlerin ekipler ile beraber ne kadar planlı yürütüldüğüne kadar farklı deneyimler kazandım.

Baskıyı yönetmeyi, stresle başa çıkmayı böyle bir organizasyon içerisinde deneyimlemek, geleceğe hazırlanırken size farklı yöntemler olduğunu gösteriyor. Bunun sonuçlarını da elde ettiğimi söyleyebilirim. İlk olimpiyatımdan sonra ikinci olarak katıldığım Rio Olimpiyatları’nda derecem, 13’üncülük oldu ve şimdi Tokyo’da hedef madalya.

Özge Kırdar Kinasts: Şimdi başka bir konuya gelelim. Karşılaşmaya çıkacaksın aklında ‘ya kaybedersem?’ var. Bu düşünceye nasıl reaksiyon gösteriyorsun?

Alican Kaynar: Bireysel olarak ayrıca hem kulüp hem de milli takım bünyesinde, özellikle sporpsikolojisi alanında zaman zaman eğitimler alıyor ya da görüşmeler yapıyoruz. Yakaybedersem düşüncesi bana göre hala işine gösterdiğin saygı ve küçük yaşlardanberi yaşadığın heyecanın bir göstergesi. O düşünceyi tabii artık kontrol etme yetisinikazandım.

Bizim sporumuzda bir takım çalışması var ama yarışmaya çıktığınızda tüm kontrol sizde. Rüzgâr ve dalgalarla baş başa kalıyoruz ve o anda kararları çok hızlı ve en doğru şekilde almam gerek. Bundan dolayı yarışma başladığında, artık çok fazla farklı şeyler düşünecek süreniz kalmıyor.

Özge Kırdar Kinasts: Sence bir sporcunun kendine güven duyması ne kadar dış etkenlere bağlı? Ve sence özgüven sadece kendi içinde oluşturduğun bir şey midir?

Alican Kaynar: Tamamen bağımsız diyemem. Burada dış etken faktörleri önemli. Mesela benim yelkene başlama sebebim babam. O yaşlarda kendisinin ve ailemin bana sağladığı katkı ile beraber destek olmaları beni tabii ki daha kişisel olarak özgüven sahibi yaptı ve küçük yaşlardan itibaren hedefler koyarak, kendime yapabilirim duygusunu öğretti.

Şimdi eşim ve kızım, örneğin bazı yarışmalarımıza – kamplarımıza beraber gidiyoruz, adeta benimle beraber tüm süreci yaşıyorlar. Onlara baktığımda, yapabileceğimi görmek ve onların bana bu ortamı yaratması tabii ki bana katkı sağlıyor.

Ayrıca federasyonumuz, kulübüm ve tabii ki benimle beraber olan sponsorlarım da önemli etkenler. Örneğin başkanımız Ali Koç’un yarışmalar öncesi bir destek telefonu ya da her zaman arkamızda olan Doğuş Grubu ve Sayın Ferit Şahenk’in destekleri de çok ama çok önemli.

Bu gibi örnekler çok ve bir sporcunun kendine olan güvenini hissetmesi için bunların önemli etkenler olduğunu düşünüyorum.

Özge Kırdar Kinasts: Sence baskıyı en çok bir başkasından mı görüyorsun yoksa kendinden mi?

Alican Kaynar: Kesinlikle kendimden. Her zaman daha iyisini yapmak için çabalıyorum. Bu bana yeter dediğim gün, artık hedefimden uzaklaşmış olurum. Ondan dolayı sürekli olarak kendime yeni çizgiler koyarak ilerlemeye çalışıyorum.

Özge Kırdar Kinasts: Bazı sporcular ne kadar stresli olurlarsa o kadar iyi performans gösterdiklerini söylerler. Bazıları da ne kadar rahat olurlarsa o kadar iyi performans sergilediklerini. Sen hangi kategoridesin?

Alican Kaynar: Ben orta kategorideyim. Fazla rahatlık, motivasyon ve planlamaları aksatabilir. Çok fazla stres de hem fiziksel hem de mental açıdan beni zarara uğratabilir. Bunu dengede tutmaya çalışıyorum.

Özge Kırdar Kinasts: Ve son soru; sence yukarıdaki soruya verdiğin cevabı bir sporcu profili olarak nasıl geliştirmiş olabilirsin?

Alican Kaynar: Bu bence deneyimlemek ile ilgili. Çok fazla yarışa katıldım. Katıldığım yarışmalardaki iyi performanslar, elde ettiğim tecrübe; baskıya karşı nasıl başarılı olabilirimi bana öğretti. Küçük yaşlardan itibaren, rekabetin ne olduğunu öğrendim. Ama yaptığımın da bir spor olduğunu unutmadım.

Her kazandığım ya da kaybettiğim yarışlar sonrası kendi raporlamamı iç dünyamda yapıp, neleri bir daha yapıp-yapmamam gerektiğini kendime anlatmaya çalıştım. Tabii bunu yaparken, hocalarımdan da destek aldım. Tüm süreci tek başıma yönetme şansım yok; her işin profesyonelleri ile bir araya gelerek, onlardan öğrenmeye çalışarak kendimi geliştirmeye devam ettim.

Alican’ın verdiği cevaplardan da anlayacağınız gibi kendisinin çok farkında bir sporcu, kendi eksiğinin de yapması gerekenin de farkında. Yanında seni anlayan ve destekleyen bir ekibin olduktan sonra yapamayacağın bir şey yok.

Bu yılı bitirmeden bu serinin son röportajı, voleybol sporunun en başarılı isimlerinden Gözde Kırdar ile olacak.

Sevgi ve sağlık ile kalın.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı giriniz

BİZİ INSTAGRAM'DA TAKİP EDİN!