Motivasyon

Sebze tüketmek daha sağlıklı bir vücudun anahtarıdır.

Anneler küçükken çocuklarına sebze yedirebilmek için türlü türlü taklalar atar ya… Büyüklerin de bazen o küçük çocuklardan bir farkı olmayabiliyor. Sebze tüketmek ne kadar harika bir beslenme çeşidi olsa da bazıları bu konuda ya yeterli bilgiye sahip değil ya da beslenme alışkanlıklarında sebzelere yer vermediklerinden hep sınıfta kalıyorlar…

Sebze tüketmek et ve et ürünlerinde az miktarda bulunan mikro besinleri büyük oranlarla almak demektir. Vitamin ve mineral deposu olan bu besinler, bağışıklık sisteminizi hastalıklara karşı dirençli tutmanıza destek olurken; iskelet sisteminizin gelişmesine ve kuvvetlenmesine, dişlerinizin daha güçlü olmasına, cildinizin parıl parıl parlamasına yardımcıdır. Lif oranı yüksek sebzeler ve yeşil sebzeler, sindirim sisteminizin daha iyi çalışmasına ve mide problemlerinin azalmasına yardım ettiği gibi karaciğeriniz üzerinde detoks görevi görerek vücudunuzun toksinleri daha rahat atabilmesini sağlar. Kilo kontrolü için tokluk hissi sağlayacak düşük kalorili sebzeler ise birer kahramandır…

Sebzeler bu mucizevi etkileriyle beslenme düzenimizde muhakkak yer almalı. Ancak dediğimiz gibi bazı kişiler sebze tüketiminde geri kalabiliyor.

Daha çok sebze tüketmek istiyorsanız sizin için 5 harika önerimiz var:

1. Her Öğününüze Biraz Yeşil Ekleyin

Omletinize roka ya da kıvırcık lahana, akşamüstü atıştırmalıklarına brüksel lahanası cipsi ve akşam yemeğine haşlanmış brokoli ekleyerek işe başlayın!

2. Her Ay Bir Yeni Sebze Deneyin

Farklı yemekler denemek zaten eğlenceli ve gizemli bir deneyimken her ay yeni bir sebze denemeye ne dersiniz? Çoğumuz “evimizde” pişen yemeklere aşinayızdır, bu sebeple misafirliğe gittiğinizde daha önce yemediğiniz sebzelerle ve yemeklerle karşılaşmanız muhtemeldir. Her ay daha önce yemediğiniz bir sebzeyi yemeye ya da o sebzenin yeni bir tarifini denemeye çalışın.

3. Deneysel Takılın

Yeni sebzeler denemek derken yeni tarifler de dedik. Bunu özellikle sevmediğinizi düşündüğünüz sebzelerle deneyebilirsiniz. Hangi sebze sizin için güzel değilse damak zevkinize uygun pişirme önerileri ve soslarla yeni tarif keşifleri yapın.

4. Yemeklerinize Saklayın

Sebzeler yemeklerinizin gizli kahramanları olabilir! Sevdiğiniz smoothielerinizin içine biraz ıspanak ya da kara lahana katın. Brovnilerinize, pankeklerinize, ekmeklerinize de sebzeleri katabilirsiniz!

5. Yan Öğünlerinizde Sebzeli Devrim Yapın

Etinizin yanına patates yerine haşlanmış sebze, tavuğunuzun yanına makarna yerine kinoa ya da karnabahar ekleyebilirsiniz!

Çalışanlar için Altın Değerinde Beslenme Önerileri

Instagram adeta bir mükemmel vücutlar diyârı…

Fitness bloggerlarının ve tutkunlarının en sevdiği sosyal platformlardan olan instagram, spor ve sağlıklı beslenme ile şekillenmiş milyonlarca “mükemmel vücudun” etkisi altında. Fitness, vücut geliştirme veya herhangi bir spor yapıyorsanız, yeteneklerinizi ve bedeninizi instagram üzerinden milyonlarla paylaşmak isteyebilirsiniz. Ancak bu durum, mükemmel vücut istilasına uğramış bir sosyal platform yaratıyor ve konu hakkında daha az bilinçli kişilerin motivasyonlarını ve özgüvenlerini kırmaya sebep olabiliyor…

Instagram ufkunuzu açmanıza, yeni fitness teknikleri keşfetmenize hatta harika spor kıyafetleri ile karşılaşmanıza yararken yukarıda bahsettiğimiz negatif etkisi ile de göze çarpıyor. Bunu fark eden birçok fitness antrenörü de mükemmel vücutlarının gerçekte nasıl göründüklerine yönelik paylaşımlarda bulunuyor.

Anna Victoria’da onlardan biri. Anna sıkı bir antrenör. Çalışmaları hiit bazlı olmakla beraber fitness tekniklerinin tümünü kullanıyor. Sağlıklı beslenmeyi de işin içine katınca mükemmel vücut onun olmuş… Ancak Anna, kilo vermek ve şekle girmek isteyen kişilere kendi deneyimlerini aktarırken, günün %99’unda nasıl gözüktüğünü hiç çekinmeden takipçileri ile paylaşıyor. Harika fotoğraflar onun için anlık meseleler. Anna Victoria danışanlarına fitness serüveninin hangi aşamasında olurlarsa olsun kendi vücutlarını olduğu gibi semelerini öğütlüyor.

İşte Anna’nın günlük halleri…

#1

 

#2

Just a lounging selfie 🤗 no makeup or hair done, not posing (and no sticking out either). I'm not sharing this because I think I look bad, or because tummy rolls are bad, or because cellulite, messy hair or no makeup is bad. None of those things are bad or imperfect. They are NORMAL. – I'm sharing this because I just received an email from a 16 year old girl that said I am the only person she follows that actually made her feel good about herself. That even though she's not particularly unhappy with her body, that seeing endless perfect photos started to make herself compare, poke and prod at her own body. The impact social media has on young girls and their self-esteem is an issue I feel very strongly about and if me posting one casual, non-posing, non-done up photo can help a young girl (or man, or anyone of any age!) feel better about themselves, then I'm happy to put myself out there. – Some will look at this and say "what's the big deal?" If it doesn't resonate with you, that's ok. I just ask that you think of those who it does help before firing off with negativity because you don't "get" it. So when we live in a society that profits from your insecurities, be a rebel and LOVE yourself. Love your body at every angle and don't ever be ashamed of being human, of struggling, or hey, even of loving the crap out of yourself!! 🤗 We need more girls who are wildly confident and loving every bit of themselves and shouting it from the rooftops. Show young girls it's not only okay but necessary to be confident, strong young women, "flaws" and all. #fbggirls #realstagram www.annavictoria.com/guides

A post shared by Anna Victoria (@annavictoria) on

 

#3

Good angles, bad angles, good lighting, bad lighting, high waisted pants, NOT high waisted pants, morning abs, post-dinner bloat, snap filters, #nofilter… what else am I missing? Surely, there's so much more. So much more that goes into getting "the" perfect photo. Guys, I take dozens of photo before getting the one I like. I look for good lighting, I pose, I loooove high waisted pants and ya, they also lift my booty and make my waist look smaller than it is. I don't think that's a bad thing, but the fact is that so much of what you see is contrived. My photos are contrived. But I will also share these photos on the right because I don't want you to think I'm only ever like on the left. We can love getting done up and posing and finding the best photos we took, but that doesn't mean the less done up versions of ourselves is any less beautiful. If you want to go get "the" perfect photo of you, go for it girl 🙌 just be sure you're not letting that be the standard of your beauty or reason not to love YOU as much as you deserve to. (Which is A LOT) 💕 #fbggirls #realstagram www.annavictoria.com/guides

A post shared by Anna Victoria (@annavictoria) on

#4

There are two reasons I want to share this with you ladies: one reason is because I want you to know having skin fold over on your stomach when you sit or to have "rolls" is not anything to hate or be ashamed of. The other reason is because while I say this, there have been times where if I ever found myself in front of a mirror where I am sitting and I see my stomach, I automatically think "ew!" because this is what society has conditioned me to think. Your stomach does not have to be perfectly flat to be healthy, your stomach does not have to be perfectly flat for you to love yourself, and your stomach does not have to be perfectly flat to be confident and beautiful and an all around amazing person. As a society, we shouldn't let physical characteristics set the standard for whether we deserve to love ourselves or not. Everyone deserves to love themselves, however I know that's easier said than done. What's amazing to me and what I have witnessed with the fbg girls is most of the time they start learning to love themselves more on their journey not because of the physical changes, but because of the mental and emotional changes that come from dedicating yourself, pushing yourself, and seeing just how strong you really are. (what we call "non-physical progress" and is just as, if not more important than physical progress). That type of strength and beauty can only be seen and felt from within. 💪💗 #fbggirls #realstagram www.annavictoria.com/guides

A post shared by Anna Victoria (@annavictoria) on

 

#5

Me 1% of the time vs. 99% of the time. And I love both photos equally. Good or bad angles don't change your worth ❤️ I recently came across an article talking about how one woman stated she refuses to accept her flaws, because she doesn't see them as flaws at all. I LOVED that because it sends such a powerful message that our belly rolls, cellulite, stretch marks are nothing to apologize for, to be ashamed of, or to be obsessed with getting rid of! As I'm getting older, I have cellulite and stretch marks that aren't going away, and I welcome them. They represent a life fully lived (for 28 years so far :)) and a healthy life and body at that. How can I be mad at my body for perfectly normal "flaws"? This body is strong, can run miles, can lift and squat and push and pull weight around, and it's happy not just because of how it looks, but because of how it feels. So when you approach your journey, I want you to remember these things: I will not punish my body I will fuel it I will challenge it AND I will love it 💗💗💗 If you're following my page, you're a part of helping me spread this message and creating this movement – thank you. #fbggirls #realstagram www.annavictoria.com/guides

A post shared by Anna Victoria (@annavictoria) on

 

#6

When you prefer reality tho 🤷‍♀️😏 Top photo was about two months ago when I was super on top of my game, doing @bodyloveapp workouts (pre-launch 😉) and bottom photo was 2 mins ago, thoroughly enjoying my sweats and post-Christmas bloat. There’s a time for the top photo and a time for the bottom photo. Neither one is better nor worse than the other. . I hoped I’d be back on track after Christmas, but that still hasn’t happened. On the drive back to LA, we stopped at Taco Bell… then a few hours later stopped at McDonald’s… and I had a snickers IN BED before going to sleep 🤪. And I don’t regret it. . I worked out today not to punish myself or to work off those cals. I worked out cause it feels good. I’ve been eating like crap so ya, I feel like crap. And that’s my motivation for getting back on track: to get back to feeling good. . To be honest I second guessed whether I should share just how much AND what we ate (fast food 2x in one day?! 🙈) but I ultimately decided to share because I fully believe you don’t inspire others by being perfect. You inspire them by how you deal with your imperfections. How you achieve balance. Sometimes it’s 80/20, or 50/50, and other times it’s 0/100. . This is a weird time for staying on track because it’s the holidays and many of us are traveling and with family. Enjoy these days how YOU see fit. Work out because it feels good, not to punish yourself for what you ate. OR, don’t work out at all!! You have plenty of time for that when you get back to the grind. Just don’t let the holidays become a reason to stay off track for weeks or months to come. . Personally, I’m back home so I’m ready to get right back on track and slay my @bodyloveapp workouts. January 1st and 2018 don’t know what’s coming for em’ 😉💪🎉 #fbggirls #bodyloveapp www.annavictoria.com/bodyloveapp

A post shared by Anna Victoria (@annavictoria) on

Kış mevsiminde geç aydınlanan hava ve gün içerisinde de güneş enerjisinden yeterince yararlanılmaması sabahları yataktan kalkmayı da zorlaştırabiliyor. Yeterli süre ve düzenli uyku uyumanın fizyolojik ve psikolojik olarak önemli olduğunu anlatan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu “Gün içerisinde de yorgun, halsiz ve isteksiz hissedilmesinin bir nedeni de monotonluk. Bir hobi edinilip monotonluktan kurtulmak kişinin güne daha enerjik başlamasına yardımcı oluyor” açıklamasında bulundu.

Kaliteli ve yeterli süre uyuyan kişinin ertesi sabah zihinsel ve fiziksel olarak daha dinç ve enerjik şekilde güne başladığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu “Günlük 7-8 saat süre uyumak insanın kendisini iyi hissetmesini ve zihninin rahatlamasını sağlar. Güzel bir uyku için akşam yemeğinde porsiyonları küçük tutmalı ve karbonhidrat tüketimi kısıtlanmalı ve uyumadan en az üç saat öncesinde yemek yenmemeli” dedi.

Sabahları açık havada 10 dakika yürüyün

Uyandıktan sonra güneş ışığı altında kolları yukarı kaldırıp birkaç kez derin nefes almanın ve vücudu germenin, duyuların uyanmasına yardımcı olduğunu vurgulayan İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Vücuda doğal bir enerji veren sağlıklı bir kahvaltı yapmak da gün içerisinde zinde olmak için çok faydalıdır. Sabahları 10-20 dakika açık havada hafif bir yürüyüş yapılması da vücudun enerjisini arttırır” şeklinde konuştu.

Kişilerin aktif ve verimli saatleri farklılık gösterebilir

Genel olarak sabah saatlerinde insan bedeninin enerji seviyesinin yüksek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Ancak kişilerin günlük yaşam ve çalışma programlarına göre daha aktif ve verimli oldukları saatler farklılıklar gösterebiliyor. Belli bir konuya odaklanan insanların 90-120 dakika sonra verimlerinin düştüğü gözlemlenmiştir. Yoğun çalışma sonrasında su, kahve ve çay gibi sıvı bir şeyler içmek ve kısa süreli hareket etmek için ara verilmesi faydalı olur” dedi.

Başarı hikayeleri en iyi motivasyon kaynaklarından olduğu için yılmadan paylaşmaya devam ediyoruz!

Bugün size Brezilyalı 3 çocuk annesi Claudia Cattani’den bahsedeceğiz. Kilosunun 130’a varması ile giyecek kıyafet bulamamaya başlayan, hareket kabiliyeti sınırlanan ve çevresindekiler tarafından acınarak bakılan Claudia, bu durumu kontrol altına alması gerektiğine karar vermiş.

18 ay gibi bir sürede 57 kilo vererek neredeyse yarı yarıya zayıflayan Claudia Cattani’nin kilo vermesindeki en önemli faktör ne biliyor musunuz?

Gelin Claudia’ya birlikte bakalım…

Claudia Cattani, küçük yaşlardan beri kilo problemine sahip biri olmuş.

O que te move ou paralisa? Tua dor pode te levar a dois caminhos : Ou te move para a mudança ou te paralisa e você ficará sempre estagnado . Use tudo o que te incomoda , tudo aquilo que te feriu para mudar ! Até aqui são 60 kg a menos , sem bariátrica e medicamentos , motivada pela coragem , pelos "nãos " que a vida e as pessoas me deram e pela vontade absurda de mudar de vida ! Me disseram que eu não conseguiria e hoje eu pergunto : -Não consigo o que mesmo ? Faça dos seus limões uma bela limonada e deguste na sombra das suas vitórias ! Vale a pena ! 🍹🍹 💪👊 #atividadefisica #reeducaçãoalimentar #vidasaudavel #emagrecercomsaude #disciplina #cozinhafit #alimentacaosaudavel #fitness #treino #corpoemconstrução  #foconadieta #running #antesedepois #crossfit #maromba #marombeiro #mensphysique #nopainnogain #bodybuildingmotivation #bodybuilder #strong #fitnesslifestyle #esmagaquecresce #gym #fikagrandeporra #vemmonstro #lifestyle #amazing #monsters #workout

A post shared by Cláudia Cattani (@claudia.cattani) on

Ailesinin kaliteli ve sağlıklı beslenmeye hem bilinç olarak hem de maddi olarak çok olanağının olmadığını belirten Claudia, daha çok fast food ağırlıklı bir beslenme düzenine sahipmiş.

 

Bitmek tükenmek bilmeyen fast food tüketimi,

Yıllar içinde gazlı içecek tüketiminin de artması ile Claudia’nın kilo probleminin katlanarak artmasına sebep olmuş. Özellikle Cola Zero tüketiminin son dönemlerde günde 2 litreye kadar çıkması gazlı içecek bağımlılığının son noktalarına geldiğini ona gösteren faktör olmuş.

 

Şu an 3 çocuk annesi olan Claudia,

130 kiloya vardığı dönemde artık kendisine giyecek kıyafet bulamadığını, sokaktaki insanların aşağılayan bakışlarına maruz kaldığını ve çevresinde onu sevenlerin ise ona acıdığını belirtiyor… Bu durum Claudia’nın moralini inanılmaz bir şekilde bozunca bir depresyonun eşiğine sürüklenen genç kadın, sokağa çıkmaz olmuş…

 

Evden dışarıya çıkmaya korkar hale geldiği bir dönemde,

Se você acha que ser obeso é sinônimo de ser relaxado , que depressão é coisa de gente que não tem o que fazer e quer chamar a atenção , eu só posso sentir muito por você e pela sua falta de empatia . Tomara que você nunca tenha um familiar com depressão e que essa depressão leve à obesidade . " Eu imagino a sua dor" Não , se você não sentiu na pele ou teve alguém muito próximo a você sofrendo com a Obesidade e depressão você simplesmente não tem ideia de como dói tudo isso . Ninguém fica obeso porque quer " Não sei como vc se deixou chegar a esse ponto " Oi?? Acham mesmo que alguém sofre por livre e espontânea vontade ? " Você precisa comer saudável e se exercitar " Você acha mesmo que alguém com depressão , pensando em morrer 24 horas por dia vai ter forças para comer saudável e se exercitar? Quem tem depressão não tem forças para levantar da cama , para escovar os dentes e tomar banho muitas das vezes . Emagrecer nesses casos é secundário , primeiro precisa tratar a cabeça , as emoções , a alma , para só então como consequência do amor próprio restabelecido a pessoa começar a se cuidar . "Ahh você é fraca, não tem força de vontade " Faz um favor ? Se teus pensamentos em relação a um obeso são assim , fique calado . De nada valem tuas palavras se são repletas de preconceito e ódio velado . Ninguém é ajudado com respaldo no ódio , preconceito e julgamentos . Obesos depressivos precisam de ajuda médica , de psicólogo e psiquiatra , além de uma nutricionista , claro . É doença , gente , necessita tratamento médico . Que mundo é esse que faz com que as pessoas se sintam diminuídas a ponto de querer morrer por não se encaixar num padrão ? Somos muito mais que o número que a balança mostra , que o percentual de gordura e do manequim que vestimos . Somos o que emanamos ao mundo e tudo que ficará são os frutos que plantamos aqui em vida . É bom sim emagrecer , é maravilhosa a sensação de realização nesse sentido , mas a vida não pode se resumir a isso . Semeie amor a quem precisa e antes de julgar se coloque no lugar do próximo . ➡️Continuação nos comentários

A post shared by Cláudia Cattani (@claudia.cattani) on

Bu durumun böyle sürmesinden inanılmaz derecede rahatsız olup artık beslenme alışkanlığını değiştirmesi gerektiğine karar vermiş.

 

Claudia özellikle Cola Zero içmek istediği için başlangıçta ağladığı günlerin olduğunu dile getiriyor…

Çocukluğundan beri gelen fast food ve gazlı içecek alışkanlığını yıkıp sağlıklı beslenme düzenine geçmeyi ve egzersiz yapmayı başlarda oldukça zor karşılarken devamlı olarak önceden çekildiği fotoğraflarına bakarak kendisini motive etmeye çalışmış.

 

Fast food ve gazlı içecekleri kesmek ve ek olarak spor yapmak,

Pilates 👊💪

A post shared by Cláudia Cattani (@claudia.cattani) on

Claudia’nın 18 ayda tam olarak 57 kilo vermesini sağlamış!

 

Claudia en basit günlük işleri bile yapamaz geldiği kilolarını hatırlıyor,

@Regrann from @claudia.cattani – E quando você cabe em uma perna de uma antiga calça ? 😳😳😂😂😂 Ahh pensem em alguém feliz ! 🙋🙋🙋Quando eu usava essa calça ,tamanho 56, precisava deitar na cama para conseguir fechar o zíper 😥. Ainda assim ficava apertada e marcando a barriga . A encontrei hoje , perdida dentro do roupeiro , com o zíper estragado , possivelmente de tanto ser forçado . É gente , as memórias teimam em vir e acho que isso me ajuda a manter o controle . Tanta coisa que passei para chegar até aqui , tantos" nãos "ditos , tantas renúncias , proporcionalmente tantas vitórias ! Vale a pena ! ❤️ Vamos juntos . . . . . . . . . . . . 🍏 #weightloss #wls #wlscommunity #weightlossjourney #weightlosstransformation #health #brandnewlife #fitfood #gettingfit #healthy #gettinglean #loveyourself #portioncontrol #transformme #wlseats #myjourney #activeliving #loseweight #eatclean #fatburning #workforit #fatloss #fitfam #training #makeithappen #fitlife – #regrann

A post shared by Cláudia Cattani (@claudia.cattani) on

Ayakkabılarını kendi başına balamak için eğilmek bile ona inanılmaz zor gelirken şu anda eski pantolonlarını gösterdiği kişiler Claudia’nın inanılmaz değişimine hayran kalıyor!

 

Claudia bu değişimi ile şunu öğrendiğini söylüyor:

Hiçbir başarı zorlu bir yolculuk olmadan kazanılmıyor. Ben çocuklarıma iyi bir örnek olmak için çabaladım ve başardım. Kendinize inanın, sabredin, azmedin ve asla pes etmeyin!

İdeal Fit Vücut Anlayışınızı Sarsacak Instagram Fenomeni

Aşık olmak, beden ve ruh sağlığına iyi geliyor. Öyle ki aşk, en zor anlarında bile kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayabiliyor. Aşk kişide dalgınlığa neden olup, zaman zaman kendisine sorulan sorulara geç cevap vermesine neden olsa da; kalbi koruyor, bağışıklığı güçlendiriyor, kilo verilmesini sağlıyor, özgüven ve başarı hissini artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşe Çıkım Sertkaya, aşkın insan sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.

Bu 3 hormon aşık olunca yükseliyor

Hormonal aktivite, sosyal etkileşimler, öğretiler ve fiziksel temas içeren aşkın birçok araştırmaya konu olmuş hayli karmaşık bir yapısı vardır. Özellikle aşkın yeni başladığı ilk evrede beynin bazı bölgelerinde olması gerekenden çok daha fazla hormonal değişim yaşanır. İnsan sağlığı üzerinde etkin oksitosin, vazopressin ve dopamin hormonlarında artış görülüyor. Bu hormonların vücuttaki rolleri şöyle özetlenebilir:

Oksitosin: Mutluluk ve sevgi hormonu olarak bilinir. Kan basıncını düşürerek, rahatlama sağlar. Salgılanmasında dokunma, ses ve koku faktörlerinin etkili olduğu hormon, sosyal ilişkilerdeki güven duygusunu inşa eder. Özellikle doğum ve emzirme döneminde artar.

Vazopressin: Sadakat hormonu olarak da bilinir, bağlılık duygusunu yükseltir. Kan hacmi ve konsantrasyonu düzenler.

Dopamin: İnsanın kendisini iyi hissetmesini sağlayan bu hormon, herhangi bir aktiviteyi gerçekleştirmede motivasyon sağlar. Bu hormon olmadan kişinin kılını bile kıpırdatması imkansız gibidir.

Kilo verilmesini sağlıyor

Toplumda yaygın olarak kullanılan kafası çok dalgın olduğu için “Aşık herhalde” ya da  “Aşkından iğne ipliğe döndü” sözleri aslında hormonal değişim sonucu yaşanan yansımalardır. Beyinde “hipotalamus” adı verilen ve hemen hemen tüm hormonları düzenleyen bölgede aşk ile birlikte bazı değişikliler olur. Aşkın başlamasıyla birlikte noradrenalin adı verilen salgı artar. Strese yanıt olarak da görev yapar, kalbi etkileyen sempatik nöronlar üzerinde etkili olan noradrenalin salgısıyla kalp atışı hızlanır, avuç içi terler ve göz bebekleri büyür. Bu dönem sorulan sorulara geç yanıt verilmesi, kafanın çok dağınık olması aşırı noradrenalin salınımından kaynaklanır. Ayrıca iştahı baskılamakta dolayısıyla kilo verilmesini sağlamaktadır.

Aşk kalbin koruyucusudur

Aşkın kalp sağlığı üzerinde çok sayıda olumlu etkisi vardır. Aşkı tarif ederken kullanılan “Onu görünce kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor” cümlesi mecazi değil, gerçek bir durumu yansıtmaktadır. Katekolamin denilen adrenalin ve noradrenalin sayesinde kalp atım hızı artmaktadır. Aşk sırasında kalp hızının artması, vücuda daha fazla kan pompalanmasına neden olarak kalp ve diğer organların daha verimli çalışmasına yol açabilmektedir.

Özgüven ve başarı hissini artırıyor

Aşk beyinden salgılanan dopamin hormonu seviyesini yükseltmektedir. Haz alma duyusunun oluşmasına yardımcı olan dopamin hormonunun odaklanma ve dikkat üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Beyindeki bilgi akışı üzerindeki etkisi bulunan dopamin mutlu ve sosyal bir kişilik ile birlikte özgüven ve başarı hissini artırarak mesleki hedeflere ulaşmada önemli katkı sağlamaktadır. Dopamin seviyesinin düşmesi ise hafıza, dikkat ve sorun çözme yeteneğinde azalmalara neden olabilmektedir.

Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan koruyor

Aşk, dopamin gibi östrojen ve testosteron gibi cinsiyet hormonlarını da artırmaktadır. Cinsellikte önemli rol oynayan östrojen ve testosteron hormonları vücutta farklı görevler de üstlenmektedir. Östrojen, kemik yapısını koruyup, kalp ve damar sağlığında koruyucu etki gösterirken; testosteron hormonu da güçlü kemikler ve sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşmasında önemli rol üstlenmektedir.

Aşkın evrelerine göre hormonlar da değişiyor

Aşkın evreleri ve zamanı hormonlar tarafından yönetilir. İlk evre aşırı keyifli, uykusuz, iştahsız ve kalp çarpıntılı geçer. İlerleyen evrelerde ise daha sakin, empati ve bağlılık duygusu hakim olur. Çiftler zamanla sevinme, stres, üzüntü gibi duyguları eş zamanlı yaşamaya başlar.  Fizyolojik bağ denilen bu dönemde kortizol hormonunun etkisi ile daha fazla görülür. Aşkın evreleri gibi zamanı konusunda da hormonlar ön plana çıkmaktadır. Erkekte cinsiyet hormonları hastalık veya ciddi stres altında değil ise sabah pikleri belirgin olmak üzere her gün sürekli salgılanmaktadır. Kadının cinsel isteğinin arttığı, daha sosyal davranışlar sergilediği, daha iyimser ve enerjik olduğu dönem dolayısıyla aşık olabilme ihtimalinin en yüksek olduğu zaman ise adet döneminin 2. ve 3. haftası aralığıdır. Aşık olmak için tüm bu kimyasal aritmetiğe zaman faktörünü de katmak gerekebilmektedir. Aşk tüm vücuda olumlu etkiler yapmaktadır ancak her duygu gibi aşk da ölçülü ve sağlığa zarar vermeyecek şekilde tüm evreleri ile bilinçli bir şekilde yaşanmalıdır.

İdeal vücut, fit vücut, mükemmel vücut

Herkesin sahip olmak istediği ancak çoğu kişinin pek çaba harcamadığı kalanların ise dişini tırnağına taktığı ideal fit vücut… Peki gerçekten böyle bir vücut var mı? Beslenme ve antrenman programı uygulamak; bunları düzenli bir şekilde yapmak ve sağlıklı yaşamak için gereken tüm faktörleri düzenleyebilmek emek istiyor. Karşılığında ise size “ideal fit vücut” bahşediliyor. Ancak selülitsiz sıkı bacaklarınızın, güçlü kaslarınızın, incecik vücut ölçülerinizin olması her zaman ideal vücuda sahip olacağınızı göstermiyor…

Instagram özellikle fitness bloggerlarınca yaygın olarak kullanılan bir sosyal medya platformu. Birçok kişi fitnessa başlama kararını instagram üzerinde gördükleri o mükemmel ideal vücutlara bakarak alıyor. Gerçi bu iyi bir başlangıç. Ancak her gördüğünüz vücudun her an “mükemmel” olmadığını bilmeniz gerekir.

Şişkinlikler, intoleranslar, kamera ışığı, poz verme şekliniz… Bunların hepsi sizin fotoğraflarda bir illüzyon yaratmanıza ve olduğunuzdan daha başka gözükmenize neden olan faktörlerdir.

Instagram üzerinde de sizi motive edebileceği gibi depresyona sürükleyebilecek güzellikte ideal vücut fotoğrafları mevcut. Neyse ki bazı fenomenler reelde işlerin nasıl yürüdüğünü de eklemeden geçmiyor.

Insragram fenomeni fitfenji sizinle vücudunun her hâlini paylaşmak istiyor:

Do other people get a round belly like me all the time 🤰🤷‍♀️.. As soon as I have food at the moment BANG 💥💥 But I think it's also cause I'm not being strict with food as I am concentrating on uni and gains (😂😜💪) and I don't seem to have the ability to balance making food to go along with both 🙅🤔 So at the moment I'm pretty sure it's the combination of foods that I struggle to digest, stress and just simply eating MOREEEE 😜🤗😏 I actually can't believe I'm 'bulking' 😂😂 I find this whole process hilarious and amazing.. I just find everything hilarious really… Anyway…. Gains are coming and my entire legs are ACHING and I love it 🔥🔥 Up tomorrow at 6am (sleep in for me 😉)- to do it all again cause NO MATTER WHAT I am getting shit done… Tomorrow I am going to wake up feeling good and strong and capable because I'm learning to change my perspective and that's how it's done… SHIFT STUFF. Negative to positive ✨😏🙏 till then.. SLEEEEEEPPPPP 😴

A post shared by Fenella Scarlett McCall (@fitfenji) on

Hem sporun ve iyi beslenmenin gücünü gösteriyor…

When I finally decided healthy and strong was more important than being skinny 😌🙏. Almost 2 years ago I decided to put down heroin and not long after that, pick up exercise 🏋️‍♀️❤.. I decided I'm worth more than a life filled with drugs and drama. Because I finally started to give a shit and BELIEVE IN MYSELF. And, cause I stopped worrying about what others thought of me and decided to worry about what I think of me. Stronger and better for it 💃🙌👊 Can't believe I'm actually posting a pic weighing 11kgs heavier and THAT MUCH HAPPIER 😜🤗… That's some crazy shit 👻👩‍🎤Happy Hump Day 🍑🍑 . . . . #bbg #bbgprogress #kaylaitsines #fitnessjourney #fitnessaddict #humpday #heavylifting #chicksthatlift #girlsthatlift #doyouevenlift

A post shared by Fenella Scarlett McCall (@fitfenji) on

 

Hem de işlerin her zaman göründüğü gibi olmadığına dikkat çekiyor…

 

Azıcık kambur durunca sizin de hemen göbeğiniz çıkmıyor mu?

Beauty comes from within 💙💙 It comes from kindness and compassion. From love and honesty. From sharing and being vulnerable. There is no 'perfect' way to be. Only a perceived 'perfection' that we had no control over to begin with. Someone somewhere decided something and we are just born to accept it. WELL FUCK THAT… We are ALL BEAUTIFUL 😏🙌.. Whoever we are! Underneath our 'outsides' lives our spiritual selves. Our inner child. The innocent, fragile and courageous version of ourselves that gets lost with all the 'masks' and layers we put on top to 'present' ourselves a certain way. A way we perceive others want to see us. Well what if we stopped worrying about what they thought and started worrying about what we think? After picking apart the left photo for far too long and debating whether to share, I thought it's these photos that are the MOST IMPORTANT.. The ones where I 'shame' my body… Cause life is SO MUCH MORE than that.. And no- that's not bloating (for once 😬😂)… that's just belly fat ☺️😏😜 from being human ☺️😚 xx

A post shared by Fenella Scarlett McCall (@fitfenji) on

 

Biraz ışık biraz poz…

The constant battle for self acceptance and self love ❤🤔🙏 I have spent so much of my life wanting to be someone else. Someone different. I used to think 'if only I was this person, or had this, or looked like that…..' But if I still had my head, I definitely wouldn't be happy 😝😩.. For some reason, I was put on this earth to fight for it it. To struggle and to learn. I spent many years running from myself with drugs. Numbing the pain of life with heroin. Waiting for it all to just pass me by. But something changed 💥☄️. I started to believe in myself. I started to love my body and its capabilities 😍💪.. After having a miscarriage, I learnt I could have a child one day- after years of abuse from drugs, my body is still working 🙏✨❤ It's unbelievable…. So instead of the constant put downs, I decide to keep pushing forward. To cherish and to love my body- no matter what it looks like. I am an imperfectly perfect woman. Sending out body positive vibes tonight 😍🙋🌟 May you celebrate your uniqueness and remember just how special you are xxxxx

A post shared by Fenella Scarlett McCall (@fitfenji) on

 

İşte tam da böyle!

We live in a world that profits off our insecurities. A world that promises we will be happy when….. When we own this, or look like that. So when I put all my effort into owning the latest things and looking a certain way I was so confused as to why I still wasn't happy?? Was I missing something?? Did I not buy the right brand? Did I need to lose just a couple more kilos? What we don't get taught, is that we actually don't need all that external stuff. That real happiness doesn't come in the form of looking a certain way or owning the latest gadget. Real happiness comes from gratitude, acceptance and faith. So even though I find these posts EXTREMELY hard to share, I truly believe at my core, that which makes us different, makes us happy and thus, beautiful 🌾🌟 Going against the grain is HARD. Putting myself out there is HARD. Reading awful comments is HARD. But mannnnn, reading one simple 'thank you' from someone who is struggling makes it ALL worth while! I'm sitting here smiling cause transcending this body shame feels SOOOO FUCKING GOOD. Cellulite, curves and all ❤️💃😍 #wecanbereal #perfectlyimperfect #ilovemybodybecause (@gofitjo 💋💋) xx

A post shared by Fenella Scarlett McCall (@fitfenji) on

 

Fitfenji için bu oldukça normal bir şey, sizin için de öyle!

Now you see it, now you don't 😜😏 Just felt like posting one of these for no other reason then #itscooltobereal ☝️❤️ You know what's attractive? Real, down to earth people. People who have a heart and who use it for love and compassion. People who are unapologetic about their BEAUTIFUL imperfections. People who are authentic, vulnerable and honest!! I love that shit!!!! I can't connect with fake people. I just feel uncomfortable about myself when in their company 😔. What I can connect with is real, raw vulnerability #noshame 😏 I want to spend LESS TIME worrying about pointless details and focus on the bigger picture 🌏🌺🌞I share this cause it's the opposite of what my head wants but exactly what my heart wants…. And right now, my heart is saying…. chocolate 😉😘

A post shared by Fenella Scarlett McCall (@fitfenji) on

Kardiyoyu Bırakıp Ağırlık Kaldırmaya Başlayan Rebecca Mükemmel Kıvrımların Sahibi Oldu

Başarılı ve mutlu olmak, çok çalışmaktan ve neşeli bir tutumdan daha fazlasını gerektirir. İşte yapmanız gerekenler:

Şans faktörünün rolünü geride bırakmıyoruz, ancak başarı genellikle birtakım akıllıca seçimler yapmanın bir sonucudur.

Mutluluk da öyle.

Hemen hemen bütün başarılı sporcular mutludur ve hepsi kariyerlerinin başlarında kendilerini büyük işler başarmaları için kusursuz bir şekilde konumlandıracak çok önemli kararlar almışlardır.

Bu etkili kararların bir kısmına bir göz atalım:

1. Başarısızlığı bir seçenek olarak görmeyin

Çoğu sporcu, başarısızlığı bir olasılık olarak görmüyor. Bu onların sözlüğünde yok. Tabii ki, nihai hedeflerini başarma yolunda aksaklıklarla sonuçlanabilecek pek çok girişimleri olabilir. Ancak her bir başarısızlık, alınacak bir derstir ve daha büyük amaçları başarma ve daha ileriye gitme konusundaki tutku ve şevki ateşler.

Kendinizi başarılı olmaya adadığınız anda – ne olursa olsun- bütün hayat görüşünüz önünüze çıkan her fırsattan faydalanmaya doğru kayacaktır. Hangi boyutta olursa olsun her başarısızlık, zirveye giden yolda bir hız tümseğinden başka bir şey değildir.

2. Tutkulu olun

Tutku olmadan, başarıya giden yolda tecrübe edeceğiniz bütün o güçlüklerin arasında başarısızlığa mahkûm olursunuz. Uzun vadede rakiplerinizi geçmek için bu işi sevmeniz gerekir. Aslında, kendinizi belli bir düzen içerisinde sevinç dolu hissetmenize sebep olmayan bir işin peşinden koşmamayı kendinize borçlusunuz.

Eğer merakınızın peşinden giderseniz, ilgi alanlarınızla meşgul olur ve sizin için en önemli olan soruların cevaplarını ararsanız, hiçbir şey alanınızda en iyi olmanızı engelleyemez.

Tutkularınızı keşfetmeniz için ipuçları:

  • Meraklarınızın peşinden gidin.
  • İlgi alanlarınızla meşgul olun.
  • Cevaplar arayın. Başka sporcuların çalışırken hedeflerine ulaşma sürecinde nasıl yollar izlediklerini araştırın.

3. Anlamın peşine düşün

Yaptığınız sporun maddi kazanç dışında bir amacı var mı? Gerçek anlamı keşfetmek, onu haftalık bir angarya olmaktan çok daha fazlası haline getirir. Eğer spora başlama ve devam ettirme fikriniz anlamlıysa, disiplinin artmasının yanı sıra hayatınızın her alanında daha çok berraklığa, şevke ve mutluluğa sahip olursunuz.

Belki de siz başkalarına yardım ederek, içinizde en çok yanıp tutuşan kendi sorularınıza cevaplar bularak veya insanlık davalarının ilerlemesine yardımcı olarak motive oluyorsunuzdur. Başarınızı kendi kişisel hedeflerinizden daha anlamlı bir şeye bağladığınızda, güçlükler karşısında yolunuza devam etmek için çok daha fazla motive olacaksınız.

4. Herkesten daha çok (daha akıllıca) çalışın

“Daima başkalarının yapmayacağı şeyleri yap.” Alanınızdaki diğer herkesten daha fazla çalışıp onları zekânızla alt etmek için rakiplerinizi aşma konusunda istekli misiniz?

Zirveye yükselirlerken partilere gitmekten ve Netflix dizilerinin bölümlerini art arda izlemekten vazgeçmek ve bunun yerine becerilerinizi mükemmelleştirmek için anlamlı ilişkiler kuracağınız fırsatları değerlendirmek zorundasınız.

Gerçi, bu yalnızca ne kadar çalıştığınızla da ilgili bir şey değil. Bilim insanları asla herhangi bir konuda gerçek bir uzman olmak için gerekli “sihirli bir sayı” üzerinde anlaşamamışlardır. Düşünceli ve ısrarcı olmak ve yaptığınız her sporda öğrenme fırsatları aramak zorundasınız. Ancak o zaman gerçek büyüklüğe erişirsiniz.

5. Önceliklerinizi titizlikle belirleyin

“Şu an yapmakta olduğum şeyle vaktimi kesinlikle en verimli şekilde kullanmış oluyor muyum?”

Dünyanın en başarılı sporcularının tamamı, vakitlerini yalnızca onları hedeflerine ulaşmaya, ölçülebilir şekilde yaklaştıran şeyleri yaparak harcamanın değerini bilirler. Yeni projelere başlarken kendilerine bu soruyu itinayla sorarlar.

Öncelik belirleme, yalnızca zamanlarını nasıl pay ettiklerinin ötesinde daha derinlere kadar uzanır. Mümkün oldukça, kıymetli zamanlarını kendi öz yetkinlikleri içerisinde olmayan görevlerle harcamazlar, becerilerini tamamlayacak kişilerle çalışır veya buna uygun ortaklar bulurlar ve böylece ellerinden gelen en fazla değeri ortaya koymaya odaklanırlar.

6. Rahatlayın

Daima yüzde 110’luk verim göstermeniz ve hedeflerinizi başarma konusunda motivasyonunuzu, ilginizi ve tutkunuzu korumanız mümkün değildir. Denge ve sağlıklı bir işlevsizlik süresi daima bir sporcunun sağlıklı rutinin en önemli bileşenlerinden biri olarak gösterilir. Enerjinizi tazelemek ve yeniden doldurmak için gün içerisinde kendinize biraz zaman ayırmaya ve hafta sonlarınıza ihtiyacınız var.

Hafta sonları ve akşamları antrenmandan bir süre uzaklaşarak kendinize zaman ayırmak da kendinizi daha iyi bir haftaya hazırlamak için eşit derecede önemlidir. Pazar akşamlarınızın 30 dakikasını önceliklerinizi belirlemeye ve önünüzdeki haftada başarmayı planladığınız ilk beş hedefi belirlemeye ayırın.

uyku problemi

Uyku problemi çeken pek çok kişi, uykusunu yeterince alamadığından ve uyandığında yorgun, bitkin ve bezgin halde olduğundan şikayetçidir.

Peki, bu uyku problemi nasıl aşılır ve uyandığınızda kendinizi dinç hissedersiniz?

İşte size bilim destekli 8 tavsiye!

Kaynak: İndigo Dergisi

“Kış aylarının genel anlamdaki yorgunluğuyla baş etmenin ilk ve en vazgeçilmez kuralı: Kaliteli beslenmek! Bunun için ilk yapılması gereken de kaliteli bir kahvaltı sofrasına oturmak” diyor Diyetisyen Emre Uzun… “Kaliteli beslenmek hem güne zinde ve enerjik başlamanın hem de konsantrasyonu artırmanın bir numaralı anahtarıdır. Kahvaltı yapılmayan bir sabah, günün ilerleyen saatlerinden çalınmıştır” diyen Emre Uzun zinde bir güne başlamanın yollarını ve bir önceki günden başlayarak yapmanız gerekenleri şöyle sıralıyor:

1- Kan şekerinizi dengeleyin:

Kahvaltı sofrasından başlayarak öğle ve akşam yemeklerinde sofranızda mutlaka tam tahıllı gıdalar olsun. Bunlar, hem antioksidan etkiye sahiptir hem de içerdikleri yüksek E vitamini sayesinde sizi zinde tutar. Örneğin kahvaltıda tam buğday unundan ekmek, yulaf ezmesi tüketebilirsiniz.

2- Omega-3 alın:

Omega-3, insan vücuduna hem direnç hem de zindelik veren bir yağ asididir ve en çok balıkta bulunur. Bu yüzden kış aylarında haftada 2-3 öğün balık yemeniz gerekir. Her gün yiyeceğiniz iki adet ceviz veya 5-6 adet fındık da vücudunuzun Omega 3 almasına yardımcı olacaktır.

3- Geç saatte yemeyin:

Yine biz Türk milletine has bir alışkanlık: Boş mideyle uyuyamıyoruz; illa ki bir şeyler atıştırıyoruz. Oysa uyku saati öncesinde bir şeyler yemek sindirim sistemini faaliyete geçirir. Mide dinlenmesi gereken saatlerde çalışmaya başlar. Bu da sizin uyku kalitenizi etkiler. Daha da kötüsü gece tuvalete kalkmanıza ve uykunuzun bölünmesine yol açar. Üstelik sabah kendinizi aç hissetmezsiniz ve bu nedenle günün en önemli öğününü, kahvaltıyı ihmal edersiniz.

4- Su için:

Su, mucizevi bir sıvıdır. Sadece yaz aylarında değil kışın da bol bol içilmesi gerekir çünkü vücudumuzun % 70’i sudur ve bu yüzdeyi dengede tutmamız şarttır. Artı, kış aylarında genellikle yağlı ve kalorisi yüksek besleniriz ama metabolizmamızı hızlandıracak su içmeyi ihmal ederiz. Su içme alışkanlığını yerleştirmek için yapmanız gereken kalkar kalkmaz bir bardak ılık su içmek olsun. Suyu sade içemiyorsanız, içine birkaç dilim limon, 3 çay kaşığı zencefil de ekleyebilirsiniz. Bu, metabolizmanızı hızlandırır ve size direkt enerji olarak geri döner.

5- Güneşe çıkın:

Evet, kışın güneş pek yüzünü göstermiyor ama güneşi gördüğünüz anda kendinizi açık havaya atın! Güneş ışınları, aldığınız D vitamininin %90’ını size verir. Bu da hem hastalıklara karşı vücut direncinizi artırır hem de yaşlanmayı yavaşlatan etkiye sahiptir. Yapılan pek çok araştırma, güneş ışığının insanın ruh halini olumlu yönde etkilediğini, depresyondan uzak tuttuğunu kanıtlamıştır. Ayrıca yapılan son araştırmalara göre kış aylarında günde 15 dakika güneşlenmek vücudun melatonin üretimini durdurur ve bu da biyolojik saatinizin devreye girerek gece olduğunda yeniden melatonin üretmesini sağlar. Bu sayede gün boyu “uykulu” olmazsınız, uykunuz geldiğinde de gidip kaliteli bir uyku çekersiniz.

6- Egzersiz yapın:

Kış aylarında, mümkünse sabahları yarım saat yapılan egzersiz ya da yürüyüş vücudunuzun işleyişini düzene koyacaktır. “Egzersiz yapacak vaktim yok” diyorsanız sabahları bir durak yürüyebilir, öğle yemeğine gidiş-dönüşü yürüyüşle geçirebilir ve asansör kullanmayıp merdivenleri tırmanabilirsiniz.

7- Kahvaltı yapmayı ihmal etmeyin:

Artık işyeri civarındaki fırından poğaça ve açma alıp, kahvaltı gibi günün en önemli öğününü “katletmekten” vazgeçmelisiniz. Size İngilizler’in şu sözünü hatırlatmama izin verin: Kahvaltını krallar gibi yap, öğle yemeğini dostunla paylaş, akşam yemeğini düşmanına ver! Tam teşekküllü bir kahvaltı sofrası, gün boyu size enerji sağlayacağı gibi vücudunuzu dinç de tutacaktır. Öte yandan kahvaltı niyetine atıştırdığınız bütün o hamurlu gıdalar, çikolatalar, şekerlemeler bir anda enerji patlaması yaratıp insülin seviyenizi tavana vurdurur ama aynı hızla düşen insülin seviyesi nedeniyle kendinizi birkaç saat içinde “tükenmiş” hissedersiniz. Kahvaltı sofranızda ise mutlaka yumurta bulunmalıdır. Yumurta B vitaminleri, çinko ve demir içerdiği için ekonomik bir enerji kaynağıdır. Yine yumurta kullanarak omlet çeşitleriyle de kahvaltınızı zenginleştirebilirsiniz.

8- Bitki çaylarını tercih edin:

Biz Türk milleti olarak gün boyu çay içme alışkanlığına sahibiz. Genç nesil çalışanlar ise ofis ortamında filtre kahve veya neskafeye yöneliyor. Çay ve kahve, içerdikleri kafein ve tein ile beyni uyarır ancak bu geçici bir zindeliktir. Zindeliğin sürekliliği için güne zencefilli çay ile başlayıp tüm molalarınızda da bitki çayları içmeniz vücudunuzun antioksidan kapasitesini artıracaktır. Aynı şekilde A ve C vitamini deposu olan, polifenoller ve antioksidan içeren kuşburnu çayı da hem bağışıklık sistemini güçlendirir hem vücut direncini artırır; bu sayede vücuda enerji de verir. Aktarlarda bulunan ve “Kış Çayı” olarak bilinen farklı bitkilerin karışımıyla hazırlanan çay ise bağışıklık sistemini güçlendirir. Hatta kalabalık ofis ortamlarında ve grip salgınlarında günde 1-2 kupa kış çayı içen ofis elemanlarının salgından etkilenmediği görülmüştür. Bu da vücut direncinin korunması ve enerjik bir gün için önemli bir veridir.

Antik  Yunanlıların bir lafı vardır: “ Güçlü olmak istiyorsan, koş. Güzel olmak istiyorsan, koş. Zeki olmak istiyorsan yine koş.” Ve galiba haklılar. Tabi ki tek başına koşu bütün problemleri arkanızda bırakmanıza yardımcı olmaz, özellikle maratona hazırlanmadan önce profesyonel desteğe ihtiyacınız var. Fakat yine de koşuyu hayatınızın bir parçası haline getirirseniz, kesinlikle pek çok pozitif değişime kapı aralayacaktır. Her şeyi bir kenara bırakırsak koşmak, fit kalmanın ücretsiz yoludur! Ayrıca tonlarca pahalı ekipmana da ihtiyacınız yok. Sadece bir koşu ayakkabısı yeterli. Ama hemen koşmaya başlamanız için daha fazla sebebimiz var:

  • Koşmak, vücuttaki kılcal damarların ve ayrıca alyuvarların sayısını arttıracağı için kalp kasının güçlenmesini destekler.
  • Oksijen kullanma kapasitesi artan kalp, daha fazla kan pompalar ve kan akışı hızlanır. Bu sayede vücudumuzdaki diğer doku ve organlar, daha fazla besin almış olur.
  • Koşmak stresle baş etmenize de yardım eder. Vücut gün boyunca bütün gerginliği ve yorgunluğu biriktirir ve sinirsel hasar yaratır. Bu gerginliği bertaraf etmenin en güzel yolu iyice terlemektir ki koşu harika bir tercih olur.
  • Egzersiz esnasında vücut endorfin adı verilen çok özel bir hormon salgılar. Endorfine halk arasında “mutluluk hormonu” denir. Kandaki endorfin arttıkça acı sinyallerinin sinirler arası aktarımı da azalacağından depresyon ortadan kalkar.
  • Koşu, mental kapasiteyi de harekete geçirir. Siz orta şiddette bir jog ile meşgulken beyniniz de yaratıcı çözümler üretmek için çalışır. Bunun için teşekkür etmeniz gereken tek varlık oksijendir.

  • Orta tempoda bir koşu, kandaki kırmızı kan hücreleri ve hemoglobin düzeylerini de etkileyerek bağışıklık sisteminin dayanıklılığını arttırır. Aynı zamanda kolesterolü düşürür, açlık hissini azaltır ve bağırsak hareketliliğini geliştirir. Metabolizmanın hızlanmasıyla birlikte, bu etkilerin hepsi vücut ağırlığınızın azalmasını hızlandırır.
  • Hangi saatte koştuğunuz hiç önemli değil. Sabah, hormon seviyeleriniz her zamankinden biraz yüksek olduğunda, bir jog rahatlama görevi görür ve sakinlemenize yardımcı olur. Öte yandan, akşamları, iş çıkışı koşarsanız da gevşer, şarj olur, açlık duygunuzu bastırır ve daha sonra da bebek gibi uykuya dalarsınız.
  • Çalışmalar aynı zamanda koşmanın kısmen karaciğer rejenarasyonuna yardımcı olduğunu da gösteriyor. Hiç fena değil, ha?
  • Düzenli koşu alışkanlığı, kas-iskelet sisteminiz üzerinde de etkili. Özellikle dejeneratif eklem hastalıkları veya osteoartriti bulunan ileri yaştaki bireyler, tedavilerine mutlaka koşuyu eklemeli.

günde kaç öğün yemek yemeli

Uzun ve sağlıklı bir yaşam günde kaç öğün yemelisiniz? Muhtemelen pek çok insanın aklını karıştıran bu sorunun cevabını bilim insanları veriyor!

Basında, belli aralıklarla “uzun yaşamın sırrının çözüldüğüne” dair haberler okumaya alışkınız. Genelde çok uzun yaşayan kişilerle röportaj yapılarak bu sır çözülmeye çalışılır. 100 yaşını geçtiği halde hala sağlıklı ve mutlu bir hayat sürdürmekte olan kişiler ister istemez ilgimizi çeker, nedir bu işin sırrı, bu insanlar ne yiyor ne içiyor da bunca uzun yaşıyorlar diye merak ederiz.

Genelde, doğal gıdalar uzun yaşamın sırrı olarak sunuluyor.

Yıllardır uzun yaşamın sırrı üzerine yapılan araştırmalar sadece ihtiyacımız kadar yemenin önemini gösteriyor. Uzun ve sağlıklı bir yaşam için bütün makro besinleri yeterli miktarda ve 3 öğüne bölerek yemek gerekiyor.

Elbette doğal gıdalarla beslenmenin önemi büyük, bunu kimse yadsıyamaz. Uzun yaşayan insanlar da genellikle sanayi toplumlarında ve büyük kentlerde değil, kırsal kesimde ve doğanın içinde yaşayanlar arasından çıkıyor. Bunda da şaşılacak bir şey yok. O yüzden, bu kişilere nasıl beslendikleri sorulduğunda genelde taze sebzeler, bitki çayları, her gün içilen keçi sütü ya da her gün yenen süzme peynir ya da ringa balığı gibi cevaplarla karşılaşıyoruz. Hatta 110 yaşını geçen bu şanslı kişiler arasında her gün vanilyalı kek yediğini, hatta her öğün bol ekmek tükettiğini söyleyenler de var. Kek yüksek karbonhidrat içerdiğine göre bizi uzun yaşatan vanilya mı diye düşünmeden edemiyor insan.

Ne kadar yemek yiyoruz?

Uzun yaşamak için hangi besinleri tükettiğimiz, hangilerinden uzak durduğumuz elbette önemli. Ama ne yediğimiz kadar ne kadar yediğimiz de önemli. İnsanoğlu şunun şurasında on bin yıldır yerleşik hayata geçti, bununla birlikte ağırlıklı olarak karbonhidrat tüketmeye başladı. Oysa avcı-toplayıcı atalarımız kolay kolay karbonhidrat bulamadığı için ağırlıklı olarak proteinle besleniyordu. Ayrıca internetten sipariş verme olanakları olmadığından, ne zaman yiyecek bulurlarsa ya da avlanabilirlerse o zaman yemek yiyorlardı. Şunu biliyoruz ki, aradan geçen süre içinde insanoğlu büyük bir genetik değişim geçirmedi. Yani açlığa dayanıklı olan genetik kodlarımız değişerek kontrolsüz bir şekilde yemeğe uyumlu hale gelmedi.

Uzun yaşam için ölçülü yemek neden önemli?

Kısacası “can boğazdan gelir” deyimi taş çatlasa insanlık tarihinin son yüz yılında kullanılmış. Günümüzde ise bir geçerliliği kalmamış. Aksine, uzun yaşamanın sırrının “ölçülü yemek” olabileceği tezi üzerinde durulmaya, bu konuda genetik araştırmalar yapılmaya başlandı. Örneğin Richard Weindruch’un yaptığı, 2009 yılında yayınlanan bir çalışmada, istedikleri miktarlarda beslenen maymunların yüzde 37’si yaşlılığa bağlı hastalıklara yakalanırken, ölçülü beslenenlerde bu oran yüzde 13 olarak tespit edilmiş.

Fare deneyleri

Amerikalı bir yaşlılık bilimi uzmanı olan Clive McCay daha 1935 yılında sadece ihtiyacı kadar yiyen farelerin ömürlerinin yüzde 40 oranında uzadığını ve yaşa bağlı hastalıkların ortaya çıkmasının önemli ölçüde gerilediğini kanıtlamış. 1986’da Wisconsin – Madison Üniversitesi yaşlılık bilimi uzmanlarından Profesör Richard Weindruch’un yaptığı fare deneylerinde yine aynı sonuçlar elde edilmiş. Ölçülü yiyen fareler ya da maymunlar sadece uzun yaşamıyor, aynı zamanda yaşam kaliteleri de artıyor; çok daha sağlıklı ve fit oluyorlar!

Telomer nedir?

Bu yüzden de bilim insanları bir süredir gözlerini telomerlere dikmiş durumda. Telomer, kromozomların uç kısımlarında yer alan ve hücrelerin yaşam süreleriyle ilişkisi olan yapılara verilen ad. Hücreler yaşlandıkça telomerler kısalıyor, telomerler kısaldıkça hücre bölünmesi zorlaşıyor ve hücreler ölmeye başlıyor. Kısacası, yaşlandıkça telomerler kısalıyor ya da telomerler kısaldıkça yaşlanıyoruz!

Peki fazla ya da az yemekle telomerin ne ilişkisi var?

Henüz kesin kanıtlar ortada yok ama aralarında önemli bir ilişki olduğuna dair bulgular var. Her ne kadar şu anda deneyler fareler üzerinde yapılıyor olsa da, daha şimdiden, ne kadar çok yemek yenirse telomerlerin o kadar hızlı kısaldığına dair önemli kanıtlar elde edilmiş durumda.

Uzun yaşam için nasıl beslenmek gerekiyor?

Bilimsel yayınların yer aldığı, Hindawi / Journal of Nutrition and Metabolism’in desteklediği Metabolic Balance’ın önerisine göre:

  1. Ne gerektiğinden az, ne de gerektiğinden çok yemek gerekiyor.
  2. Üç öğünden fazlası önerilmiyor.
  3. İnsan metabolizması gün boyu, sürekli yemek yeme üzerine kurulu değil.
  4. Aralıksız yemek, kilo kaybına neden olmadığı gibi metabolik hastalıklara davetiye çıkarıyor; yaşam kalitesini bozuyor.
  5. Bu beslenme yöntemi sayesinde vücut ihtiyaç duyduğu besinleri tam olarak alırken, gereğinden fazla yemek yemenin de önüne geçilmiş oluyor. İşte bu da uzun ömür için aralanan kapılardan biri.

Oturum Aç

Kayıt Ol

Şifremi sıfırla